Sırbistan'da bazı vatandaşlar, sosyal haklarıyla ilgili bir karara itiraz etme süresini, ücretsiz adli yardım alma hakları olduğunu bilmedikleri veya bu yardımdan yararlanamadıkları için kaçırdı. A 11 Girişimi bu tür vakalara dikkat çekti; Eşitliğin Korunmasından Sorumlu Komiserlik de Haziran 2025'te yerel yönetimlere gönderdiği resmî tavsiye kararında bu vakalara yer verdi.
Bunun pratikte ne anlama geldiğini düşünelim. Bir insan, temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar parası olmadığı için sosyal yardım almaya çalışıyor. Talebi hakkında olumsuz bir karar alıyor. Karara itiraz edebilmek için belgede ne yazdığını, hangi sürenin geçerli olduğunu, kime başvurması ve itiraz gerekçesini nasıl açıklaması gerektiğini anlaması gerekiyor. Hata yaparsa veya süreyi kaçırırsa sonuçları ciddi olabilir.
Hukuku bilen biri için bu idari bir süreçtir. Hukuk sistemiyle ilk kez karşılaşan bir insan içinse zar zor anladığı bir dille yazılmış, birkaç sayfalık bir belge olabilir.
İşte burada insan haklarından söz ederken nadiren sorduğumuz bir soruya geliyoruz: Haklarımızı koruyacak paramız, bilgimiz veya yardımımız yoksa bu hakların gerçekte ne kadar değeri vardır?
Teoride hepimiz kanun önünde eşitiz. Pratikte ise insanlar mahkeme salonuna çok farklı koşullarda girer. Birinin yanında avukat ekibi vardır; diğeri kendi başına hazırlamaya çalıştığı belgelerle gelir. Biri yıllarca süren bir davayı finanse edebilirken diğeri daha başlangıçta mahkeme harcını veya işe gidemediği günün maliyetini nasıl karşılayacağını düşünür.
Her ikisinin de yargı yoluyla korunma talep etme hakkı vardır.
Ama bu hakkı kullanabilme imkânları eşit değildir.
Avukat Tutamayacak Kadar Yoksul Olduğunda
Sırbistan Anayasası'nın 67. maddesi hukuki yardım alma hakkını güvence altına alır. Ekim 2019'dan bu yana Ücretsiz Adli Yardım Kanunu da uygulanmaktadır. Bu kanun, belirli vatandaş gruplarının ücret ödemeden hukuki danışmanlık, dilekçe hazırlama yardımı, hukuki temsil veya savunma hizmeti alabilmesini öngörür.
Bu hak öncelikle nakdî sosyal yardım veya çocuk yardımı koşullarını karşılayan kişileri ve hukuki yardım için ödeme yapmaları hâlinde bu tür bir maddi yoksunluğa düşecek olanları kapsar. Kanun ayrıca, belirli süreçlerdeki çocuklar, hukuki koruma talep eden aile içi şiddet mağdurları, engelli bireyler, sığınma başvurusunda bulunanlar ve zorla tahliyeden etkilenen kişiler dâhil olmak üzere bazı gruplar için özel koşullar belirler. Yardım her uyuşmazlık türünde otomatik olarak sağlanmaz.
Kâğıt üzerinde bu ciddi bir mekanizmadır.
Gerçekte ise hakkında çok daha az konuşulan bir insan grubu vardır. Bu kişiler çalışır, belli bir maaş alır, bazen mülkleri de vardır; ancak bir dava başlatıp sonuna kadar sürdürebilecek kadar paraları yoktur. Bazıları, hukuki yardım masraflarının kendilerini maddi yoksunluğa sürükleyecek olması nedeniyle kanuni koşulları karşılayabilir. Bazıları ise bir avukat tutmak aile bütçelerini ciddi biçimde sarsacak olsa bile belirlenmiş kriterlerin dışında kalır.
Ekonomik eşitsizliğin hukuki eşitsizliğe dönüştüğü yer burasıdır.

Haksız yere işten çıkarıldığını düşünen bir işçi, hukuki temsil için yeterli kaynağa sahip bir işverenle karşı karşıya kalabilir. Ev sahibinin davranışına itiraz eden bir kiracı, hakkını korumaya çalışıp çalışmayacağına kendisi karar vermek zorundadır. Ayrımcılığa uğradığını düşünen bir insan, ayrımcılığın nasıl kanıtlandığını bilmediği ve davayı kaybetmenin maliyetinden korktuğu için vazgeçebilir.
Elbette her hukuki süreçte avukat zorunlu değildir. Daha basit hukuki mekanizmalar vardır ve vatandaşlar belirli durumlarda hukuki işlemleri kendileri gerçekleştirebilir. Ancak dava karmaşıksa ve karşı taraf çok daha büyük kaynaklara sahipse kişinin kendisini temsil etmesinin resmî olarak mümkün olması pek bir anlam ifade etmez.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, daha 1979 yılında Airey / İrlanda davasında, avukat tutacak parası olmayan bir kadının, yargısal ayrılık sürecinin karmaşıklığı nedeniyle mahkemeye erişiminin fiilen engellendiğine karar verdi. Mahkeme, her hukuk davasında ücretsiz avukat sağlanmasına ilişkin genel bir hak tanımlamadı. Ancak belirli koşullarda devletin mahkemeye gerçek ve etkili erişimi sağlaması gerektiğini ve bunun hukuki yardım gerektirebileceğini belirtti.
Kâğıt üzerinde var olan bir hak ile o hakkın gerçekte erişilebilir olması arasındaki bu fark, insan haklarının temel meselelerinden biri olmaya devam ediyor.
Var Olan Ama İnsanların Ulaşmakta Zorlandığı Bir Sistem
Ücretsiz adli yardımın gerçekte ne ölçüde erişilebilir olduğunu, Eşitliğin Korunmasından Sorumlu Komiserliğin 2025 yılında yayımladığı bir veri gösteriyor. Adalet Bakanlığının 2023 yılı raporuna göre kayıtlarda yer alan toplam 202 belediye ve şehirden 84'ünde ücretsiz adli yardım için tek bir başvuru bile yapılmadı. Bu kayıtlar Kosova'daki yerel yönetim birimlerini de kapsıyor.
Bu durum tek başına o bölgelerde hiç kimsenin hukuki yardıma ihtiyaç duymadığını kanıtlamaz. Başvuru sayısının, halkın gerçek ihtiyaçlarının tamamını yansıtmaması çok daha olasıdır. Bu nedenle Komiserlik, yerel yönetimlere hizmet birimi bulunmayan yerlerde bu birimleri kurmalarını ve vatandaşları hakları konusunda daha iyi bilgilendirmelerini tavsiye etti.
Mayıs 2026'da İnsan Hakları Hukukçuları Komitesi YUCOM'dan Dragiša Ćalić, kanunun uygulanmaya başlamasından yedi yıl sonra bile ücretsiz adli yardım hakkına sahip insanların bu yardımı alabileceklerini bilmeden kendilerine başvurduğunu belirtti. Yerel yönetimlerin mali sorunlarına, hizmet birimlerinin yetersiz kapasitesine ve ilk yıllarda tahsis edilen kaynakların yalnızca küçük bir bölümünün kullanılmış olmasına da dikkat çekti.
İşte burada ciddi bir kurumsal paradoks ortaya çıkıyor.
Devlet, hukuki korunma için gerekli maddi imkânlardan yoksun insanlara yardımcı olmak amacıyla bir hak tanımlıyor. Ancak daha sonra bu hakka erişim, yerel idarenin ne kadar iyi çalıştığına, vatandaşların ne kadar bilgilendirildiğine ve belediyenin yeterli çalışanı ve parası olup olmadığına bağlı hâle geliyor.
Yardıma en çok ihtiyaç duyan kişinin, prosedürleri araştırmak, kurum kurum dolaşmak veya kurumların kendi aralarında anlaşmasını beklemek için çoğu zaman en az imkânı vardır.
Avrupa Komisyonu da 2025 Sırbistan Raporu'nda, ulusal düzeyde mali desteğin artırılması, yerel yönetimlerin başvurular hakkında karar verme kapasitelerinin güçlendirilmesi ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve ayrımcılığa maruz kalan kadınların adalete erişiminin iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Dolayısıyla sorun, artık yalnızca bireylerin bilgisizliğiyle açıklanamayacak kadar iyi belgelenmiş durumda.
Sistemi erişilebilir kılmakla yükümlü kurumların da sorumluluğu var.

Adaletin Önünde Bir Engel Olarak Yoksulluk
Para, ölçülmesi çok daha zor olan başka bir şeyi de etkiliyor: Bir insanın hakkını korumaya çalışmaya istekli olup olmamasını.
Bir kişi hukuki sürecin kendisini maddi açıdan tüketeceğini düşünüyorsa belki de hiç dava açmaz. Geçimi işvereninin ödediği maaşa bağlıysa hukuki bir uyuşmazlık başlatmaktan korkabilir. Zaten borçlarla mücadele ediyorsa hukuki korunmanın maliyeti, göze alamayacağı bir başka risk gibi görünebilir.
Bazen karşı tarafın mahkemede kazanmasına bile gerek kalmaz. Rakibinin uzun bir davaya kolayca dayanamayacağını bilmesi yeterlidir.
Bu durum özellikle bireyin devlet, büyük bir şirket veya sürekli çalışan bir hukuk birimine sahip bir kurumla karşı karşıya geldiğinde sorun yaratır. Para yalnızca avukata ödeme yapmaya yaramaz. Zaman, uzmanlık, hazırlık ve süreci sürdürebilme imkânı sağlar.
Maddi durumu zayıf olan bir insan her yeni masrafı düşünmek zorundadır.
Kişi ücretsiz adli yardım alsa bile avukatla temsil masrafları ile davanın diğer olası giderlerini birbirinden ayırmak gerekir. Ücretsiz adli yardım, bütün mahkeme harçlarından ve diğer masraflardan otomatik olarak muaf olmak anlamına gelmez. Bazı giderler için ayrı kurallar ve muafiyet mekanizmaları bulunur.
Bu nedenle adalete erişimi yalnızca sicile kayıtlı avukat sayısıyla veya kabul edilen başvuruların sayısıyla ölçemeyiz. İnsanların dava açmayı başarıp başaramadığını, zamanında uygun yardımı alıp almadığını ve mali yük nedeniyle vazgeçmek zorunda kalıp kalmadığını bilmeliyiz.
Aksi hâlde, tam da kurulma nedeni olan insanları dışarıda bırakan, idari açıdan düzenli bir sisteme sahip olabiliriz.
Peki İnsan Haklarının Değeri Ne Kadar?
Bir insanın parası olmadığı için insan hakları hukuki gücünü kaybetmez. Bu haklar, maddi durumu ne olursa olsun ona aittir.
Ancak bir hakka sahip olmakla onu kullanabilmek arasında çok sayıda pratik engel bulunur.
İnsan hakları hakkında konuşurken sık sık uluslararası sözleşmelerden, anayasal güvencelerden ve kanunlardan söz ederiz. Dava açacak parası olmayan, resmî bir yazıyı anlamayan veya kendisine yardım edecek birini ararken itiraz süresini kaçıran insanlardan ise çok daha az söz ederiz.
Bu nedenle adalete erişim yalnızca kanunun ne kadar iyi yazıldığına bağlı olamaz. Tanıdıkları, hukuk eğitimi veya önemli bir birikimi olmayan sıradan bir insanın, hakkını ihlal eden kişiye karşı çıkıp çıkamayacağına da bağlıdır.
Ücretsiz Adli Yardım Kanunu, başvurunun yetkili belediye veya şehir idaresine yazılı olarak, sözlü olarak tutanağa geçirilmek suretiyle ya da elektronik yoldan yapılmasını öngörür. Başvuru için harç alınmaz. Normal karar verme süresi sekiz gündür; telafisi mümkün olmayan zarar veya usule ilişkin bir sürenin dolması tehlikesi bulunan acil durumlarda ise üç gündür. Başvurunun reddedilmesine karşı Adalet Bakanlığına itiraz etme hakkı vardır.
Bunlar her vatandaşın, özellikle de yoksulluk sınırında yaşayanların bilmesi gereken önemli bilgilerdir.
Çünkü bir insanın ücretsiz adli yardım hakkına sahip olduğunu öğrenebilmek için hukuku bilmek zorunda olduğu bir toplumda derinden yanlış olan bir şey vardır.
Ve zengin bir insanın yıllarca kendi çıkarını savunabildiği, daha yoksul bir insanın ise davası daha incelenmeden vazgeçtiği bir sistemde daha da tehlikeli olan bir şey vardır.
Adaletin erişilebilir olması için her aşamasının ücretsiz olması gerekmez. Ancak adalete ulaşmanın bedeli kimin hakları için mücadele edebileceğini belirliyorsa kanun önünde eşitlik, bazı insanların karşılamaya gücünün yetmediği bir vaat olarak kalır.

Yorumlar